Eylül 5, 2023

Çalışan Anneler 

Kaliteli 1 saat mi, kalitesiz 5 saat mi? 

 

Çalışan anneler 

Meslek sahibi anneler: herkese yetişmek, her şeyi yapmak, ve herkes olmak: iyi ebeveyn, iyi eş, başarılı, meslek sahibi, iyi yemek yapan, evine bakan, iyi komşu, iyi arkadaş, güzel, bakımlı, ince, misafirperver, maharetli, mutlu, nazik, şefkatli… 

 

Çoğu çalışan annenin üstlenmeye çalıştığı onlarca rollerden birkaçını sıraladım. Bütün bu rolleri hakkıyla üstlenmeye çalışınca da çoğumuzda yetişememe yetersiz olma ve bunun da doğurduğu çok yakından tanıdığımız ‘suçluluk duygusu’ ortaya çıkabiliyor. İnsanın neşesini hayat sevincini ve çevresi ile olan olumlu iletişimleri en çok zedeleyen olumsuz duygulardan biri kendini suçlu hissetme.  

Eskiye nazaran kadınların iş ve meslek edinme olanaklarının ciddi şekilde arttığını elbette biliyoruz. Bu insanlık için çok mühim bir ilerleme olmakla beraber kadınlara atfedilen daha geleneksel rollerin aynı oranda değişim göstermediğini pek çok uzman psikolog ve sosyolog söylüyor, e biz de görüyoruz zaten. Bu bütün rolleri taşırım kaygısı ve çabası da buradan geliyor olabilir bir nebze. Geleneksel kadın rollerine (güzel ince bakımlı seksi yumuşak tatlı sevecen doğurgan besleyen vs.) harika yeni roller ekledik çok da başarılı olduk – bir de şu yakamızı bırakmayan ‘yetersizlik duygusu’ndan da kurtarabilirsek önemli bir adımı atmış olacağız.  

Yetersizlik duygusu ve kardeşi suçluluk duygusu özellikle çalışan annelerde şöyle cümlelerle kendini gösteriyor:  

çocuğumun(-larımın) yanında yeterince olamıyorum, çocuğumun gelişimini kaçırıyorum, çocuğum için daha fazla şey yapmam lazım, vakit bulamıyorum, yorgunum, dikkatimi veremiyorum, ne yaparsam yapayım yetersiz kalıyor, ailemle geçirebileceğim güzel zamanları kaçırıyorum, kendime biraz zaman ayırmak istiyorum ama o zaman da suçlu hissediyorum… gibi gibi. 

Aslında annenin çalışıyor olması değil burada mesele, asıl mesele kaliteli vakit dediğimiz şeyin kalitesini düşüren ‘yetersizlik duygusu’dur. Çocuklar anneleri çalışıyor çalışmıyor’a bakmıyorlar, annem mutlu mu? Ona bakıyorlar, başka bir değişle uzun saatler çalışıyorsunuz ama çocuğunuzla geçireceğiniz mutlu bir saat, yetersizlik ve suçluluk duygusuyla bezenmiş 5 saatten inanın çok çok daha olumlu katkı sağlar çocuğunuza ailenize eşe dosta.  

 

Peki ne yapmalı..? hep böyle yetersizlik duygusuyla geçmez hayat, gerçekten işe yarayacak bazı yöntemleri birkaç adımda özetleyebilirim: 

 

  1. Önce bi farkına varacağız kendimizin (burada Yaşam Koçlarının çok önemli bir katkısı olduğunu söylemeden geçemem); tam olarak nerelerde kendimizi suçladığımızı ve veya yetersiz hissettiğimizi bulmamım lazım, bir nevi dedektiflik gibi gözlem yapacağız. Hatta ‘zaman’ı olanlar veya yazmayı sevenler bunun güncesini bir haftalığına tutabilir, kağıda dökülenlerin sihirli bir hafifletme gücü vardır. Kendi düşüncelerinizi fark ettikçe onlar size değil siz onlara hakim olmaya başlarsınız. 
  1. Farkındalık olmadan hiçbir şey olmaz, her şeyin başında farkındalık- hatta şimdi çok önemli bir düşünme yetisi olarak bütün dünyada yadsınamaz bir etkisi olan ‘bilinçli farkındalık’ olmak zorunda, bu bir.  
  1. Farkındalığa bir de şefkati eklememiz çok doğru olur, çünkü bir şeyin farkına vardığımızda gene kendimizi suçlamaya ya da başkasını suçlamaya dönebilir durum- yılların alışkanlığı beynimizde otomatik tepki olarak yerini sağlamlaştırdığı için- şefkat, kendimize göstereceğimiz anlayış, esneklik, sevgi, affedici-kabul edici yaklaşım, suçluluk ve yetersizlik duygusunu büyük oranda yumuşatır.  
  1. Suçluluk duygusu hayatımızda ne kadar tıkanıklık yaratıyorsa, içimizdeki kabul eden, olgun, bilge, şefkat dolu ses de bir o kadar harekete geçirir. Kendimizi yaptıklarımızla, yapamadıklarımızla, tüm karışık hislerimiz ve düşüncelerimizle ‘kabul’ ettiğimizde çok rahatlarız. O içimizde gürleşmesini arzuladığımız şefkatli anlayışlı ses şunları söyleyecektir size: “olabilir.. mükemmel değilim, mükemmel olmak zorunda da değilim, hata yapabilirim, düzeltebilirim, oh dünya varmış!” 
  1. Kendimizin farkına daha fazla vardığımızda ve daha bağışlayıcı ve kabul edici olduğumuz zamanlarda başkalarına da aynı şekilde daha esnek yaklaşabiliyoruz ve tabi ki o zaman daha zevkli daha anlamlı vakit geçirebiliyoruz. Kendimizi huzurla kabul edebildiğimizde bir kavga sona ermiş oluyor içimizde, zamanın zevkine varıyoruz, çevremizi fark ediyoruz, ve değişim asıl o zaman başlıyor.  
  1. Çalışan annelerin yükü sorumluluğu çoktur. Birer süper kahraman gibi yaşamı devam ettirmeye çalışıyoruz: herkese yetişmek ve her şeyi yapmak gibi bir tutkumuz var, taktire şayan elbette ama biliyorum ki ben kendime: ‘bu olmasa da olur’ ya da ‘bugün de dünkü gibi mükemmel olmayacağım!’ ya da ‘ben böyle çok iyim yahu’ diyebildiğimde çocuklarımın gökkuşağı açmış gibi bana bir bakışları vardır hiç bir şeye değişmem!  

 

Diğer Yazılarım

Daha Fazlasını Oku

Sınırlarım Ve Ben…

Sınırlarım ve ben..    İlişkilerde sınır koymak. Kulağa biraz sert ve sevimsiz geliyor haklısınız, zaten karşımızdaki kişilere “sana sınır koyuyorum” demenizi kimse önermez. Mesele sınırları

Tamamını Oku